Erciyes

Erci-YES. Son günü bu mottoyla, bitirdiğimiz yine efsane keyif aldığımız bi tatilden yeni döndük.

Hafta içinin yoğunluğu işlerin bir türlü bitmeyişi yetişmeyişi kendinizi sıkışmış biraz bunalmış gibi hissettiğiniz bu anda

Cuma akşamı bi hamleyle işten dışarı kendimizi atıp akşam uçağıyla 1 saat 20 dakikada Kayseri’ye vardığımız o an.

İşte o an ohh be diyip derin bir nefes aldık.

En sevdiklerimizden 15 hayatımızın parçası arkadaşımız ile birlikte 2 günlük bomba bir tatile hazırdık.

Akşam 802 numaralı odada çılgınca çay içip muhabbet ederken, ertesi sabah erkenden kalkıp hevesle kayağa çıktık.

Kayseri Erciyes Kayak Merkezi

Erciyes’i bir çırpıda söyleyi veriyorsunuz ancak dağları pistleri kapıları saydığınızda nefesiniz yetmeyebiliyor.

O derece geniş bir arazide o pistten bu piste kendinizi dakikalarca hiç durmadan kayarken buluyorsunuz.

Gün; Cumartesi sabah şahane bi havayla, biz ise bu şahane havada heyecanla pistleri keşfe başladık.Önce Tekir Gondol’a düştü yolumuz, Tekir’den Keven’e geçtik.

Ordan Sırt liftini kullanıp Erciyes’te 2600 metre rakıma ulaştık. Dağda her zaman amacın boardunun üstünde kayarak ilerlemek olmuyor, bazen de o anın keyfini çıkarmak için kaymıyorsun bilerek. Bir kaç renkli kıyafet içerisinde kameralara poz vermek üzere telesiyeje oturuyorsun. Bir süredir birbirinize vakit ayıramadığın arkadaşınla hasret gideriyorsun, o an, o telesiyejde. Böyle bir 20 dakikada kimi zaman dağın sükunetine kapılıp, kimi zaman gözümüzden yaşlar gelircesine gülerek yaptık Sırt liftinin zirvesinden Hacılar’a doğru olan yolculuğumuzu.

Kayseri Erciyes Hacılar Pisti

Erciyes Hacılar pist tam bir ef-sa-ne! Geniş ve her daim bakımlı pistleri kayakçıların, pistlerin hem sağı hem solunda bulunan ilk defa üzerinden sen geçtiğin için senin izlerini taşıyan bol karı tüm ekibin göz bebeği oluverdi! Onca yolu geldiğimize değdi!

Böyle büyük bir heyecanla başlayan gün saat 12 gibi sisin çökmesiyle son durak filmine dönüşüverdi. Bu metamorfozumsu dönüşüm, bizde sis-o-fobik bir durum yarattı.

Görüş mesafesi bir kaç metre bile değilken, uçurumlardan gitmeye çalışan bir mor, bir mavi, bir lacivert, bir beyaz ve bir kırmızılı kıyafetleri olan 5 kişiydik. Ben sen o yoktu artık. Dağda tek görebildikleri birbirinin montunun sırtından çıkan renklerin yansımasıydı.

Bir süre sonra geniş pistlerdeki görüş mesafesi yarım metreye kadar düşünce yerdeki kar motorunun ayak izlerini takip ederek Magna Otel‘e ulaşmaya çalıştık.

Tam 2,5 saat bu maceradan çocuklarıma anlatacağım çok anım var. Şimdilik kısaca verebileceğim öğütler: Uçurumdan uçmanın lezzetini tat, Kulaklarını iyice aç gelen her sesi iyi dinle, çünkü sana bir işaret olabilir, Gözlerin görmese de geriye kalan 4 duyunla hissetmeyi öğren.

2,5 saat sonunda Erciyes’teki Magna’ya vardığımızda annemizin karnından ilk çıktığımız an kadar hayatı sıfırlamıştık. Maslow piramitinin en alt basamağından en üstüne kadar tüm ihtiyaçlarımızı bir bir giderdik. Önce otelin sıcak lobisine sığındık, sonra dışarıdaki ateşle ısınmaya devam ederken açlığımızı bastırdık. Başımızdan geçenleri bir bir anlatırken, hayatta kalma içgüdümüzü ve bu mücadeleden başarılı çıkmanın verdiği kişisel tatminle egomuz yine en yukarılara ulaştı.

Hey dağda tabiki de yalnız değildik! Hafta sonu REDBULL ekibi de oradaydı. “FLY & JUMP” etkinliği ile rampadan atlayıp buz gibi suya düşen toplumda “deli” olarak da adlandırabileceğimiz bir takım insan topluluğu da oradaydı.

Etkinlik Pazar günü olacaktı ama Redbull bir önceki günden hazırlıklarını tamamlamıştı. Hop içtik bir tane yabanmersinli olanından ve oracıkta sırtımızdan minik kanatlar çıktı.

Snowboard vs. Mantı

Kayseri’ye gidip mantı yenmez mi? Hem de öyle bir yenir ki.. Onun yanında yağlama, ev yapımı sarma, … da yenir tabi. Bunların da hepsi en güzel Elmacıoğlu’nda dediler. Akşam çapı 240 cm olan kocaman bir düğün masasına oturduk. En ala düğünlerde bile olmayan bir sofra donattık. O kadar çok yemek geldi ki, en karşımda benden 2.4 metre uzakta oturan B. ila karşılıklı koyduğumuz tabaklar, benim mantımla onun yağlaması masanın tam orta noktasında birbirine kavuştular. Üstelik ortalama 4 kişilik bir ailenin bir akşamda tüm yiyeceği miktar kadar kişi başı yemiş olmakla birlikte yalnızca 20-30 TL aralığında kişibaşı hesap ödedik.

Hani erkekler her seferinde sanki dükkanı alacaklarmış gibi oturdukları yerde hesap yaparlar ya.. İşte bu fiyat kalite performasına baktığımızda, biz 15 kişi toplamda İstanbul’da 1 gece çıktığımızda 2 kişinin harcayacağı toplam miktar kadar hesap ödedik.

O akşam O.’nun elinde iki hap vardı: Biri kırmızı, diğeri mavi. Kırmızı hap bizi yeniden Magma Otel  ‘e götürüp, orada gece partisine katılmamıza yönlendiriyordu. Mavi hap ise Kayseri merkezdeki otelimizde muhabbet edip oturmaya. Grubun eli önce kırmızı hapa gitti, bi aldı baktı o hapa, sonra bıraktı. Mavi hapı yuttuk hep birlikte, otel odasına döndük. Dönüş yolunda da bilgi dağarcığımız genişledi. Kayseri’nin mottosu bir anda “Çay gibi çay”a döndü. Her güne bir bilgi gününde bugünün bilgisi ise şuydu: Kayseri’deki bütün tekel bayileri İstikbal satın almış. Bu sebeple Kayseri’de gideyim tekelden içki alayım derseniz, bulamazsınız. Bu da bizden size bir ipucu olsun…

Cumartesi günü pek kayamamanın acısını Pazar günü çıkardık. Sabah erkenden Abdurrahman abi bizi servisiyle aldı, dağa götürdü. Güneş sanki tüm kışın enerjisini toparlayıp bir günde bize geri veriyor gibi parlıyordu. Pistlerin ne kadar büyük olduğunu keşfettik mi durduramadık kendimizi. Evet evet kelimenin tam anlamıyla, sözlük anlamıyla durduramadık. Öyle bir başladık ki kaymaya ne mola verdik, ne öğlen yemeği yedik. 6 saat hiç durmadan kaydık da kaydık. Düştük, kalktık, sakatlandık, sedyeler geldi birimizi aldı, birimiz başı üstünde 6 takla att. Ama şimdi bakıyorum orada yaşanan her acı aslında birer anı. İşte o an, ben aşık oldum. Hacılar pistine, T.’nin kayışına, Gondolların teknolojik kameralı sistemine,  popodan ısıtmalı Telesiyej’e, Güneş’e, bolkara…

Akşama kadar durmadan Hacılar’dan kaydık, akşamüstü hevesimizi alınca yarım saatlik uzun bir snowboard macerası ile yeniden Tekir’e döndük. O keyifle After Party’de ne de güzel kaydık, hava da ne güzel diye başladık dansa.. Sonrası işte, Abdullah Abi geri geldi, odalara döndük, toparlandık, hepimiz aynı anda “yaa dönmesek, bi gün daha kalsak” dedik içimizden, havaalanına gittik, uçağa bindik.. Ve arkamızda anılarla, İstanbuldayız. Geriye dönüp bakınca, keşkesiz, iyiki’si bol, keyfi tarifsiz, bir tatil daha yaşandı.