Bir huzurlu kaçamak Kapadokya .. Bu düşünceyle yola çıktık, nişan yıl dönümümüzü kutlamak için şehirden uzaklaşmayı planlayıp.. Öğle saati ofisten aldı beni, hop atladım arabaya.. Köprüyü geçip koyulduk yola..

İlk gün güneşin batısında Tuz Gölü kenarındaydık.. Her yerde bembeyaz peri tozları.. Üzerinde yürünebilen gölün ardından batan güneş, sarının kırmızının tonları ve biz..kapadokya-urgup-goreme-uchisar-peribacalari

Kapadokya’ya vardığımızda hava kararmıştı. Arabayı otelin önüne park ettik. Işıl ışıl bir kap karşımda. Kapı da değil bir geçit gibi. O geçitten geçip kendini bir masalın, bir filmin içerisinde bulacağımdan emindim. Kapıya doğru yaklaştık elele tutuştuk ve ilk adımı attık.

Hava soğuktu, yolda gelirken derece derece düşüşünü takip etmiştik. Şimdi karanlıkla birlikte ayaza dönmüştü. Resepsiyondaki görevli klimanın ısısını 25’ten 30’a çıkardı ve bizi karşıladı..

Doors of Cappadocia | Kapadokya

114 numaralı oda. Doors of Cappacodia otelinin 20 kapısından 14 numaralı olan. Bizim mağara evimiz. İçeri girdiğimiz anda masanın üstünde şaraplar ve yatağın üzerinde aşık kuğularla karşılaştık. Evet, tahmin ettiğim gibi masal baslamıştı..

Odadan çıkıp merkeze doğru arabayla gittik. Yolun bu kadar yakın oldugunu bilsek yürüyerek de gidebilirdik tabi. Ama bu soğukta arabada olduğuma sevindim. Önce bir otelin restoranına baktık, hayır dedim burada olmamalıyız. Hemen internetten bulduğumuz yerlere baktım. Gözüme çarpan TOPDECK Restoran’dı. Buraya gitmeliydik.

Topdeck Kapadokya

Topdeck te bugüne kadar Kapadokya‘ya gelen binlerce insandan daha farklı bir yerdeydik. Mekandan içeri girince solda normal masalar sağdaysa yer masaları vardı.

Garson bizi önce sandalyelerin olduğu bir masaya yerleştirdi. Sonra tekrar yanımıza gelip burasının rezerve olduğunu bir yanlış anlaşılma olduğunu söyledi. Orada kalıp yemeliydik. Tam bunu düşünürken yer masalarından bir kız ve çocuk bize seslendiler.

Biz kalkıyoruz, buraya gelebilirsiniz.

Normal şartlarda kimsenin masasını paylaşmayı sevmeyen ben, masada kalmalarını bir çay içip rahat edip sonra gidebileceklerini, bizim de o sırada menüden yemek seçeceğimizi söyledim. Böyle başladı gece..

Sonrasında bizim söylediğimiz şarabın aynısından Duygu ve Barış’a da getirdiler. Sohbet giderek koyulaştı. Etrafımızdaki tüm o masalar birer birer kalktı. Bizim masa giderek kalabalıklaştı. İlk önce mekanın sahibi, nam-ı değer Fireman, Cenap abi geldi. Sonra 420 Mustafa ve sevgilisi PeriFairy, yanlarındaki adını bilmediğimiz kopil. Cenap abi ve Mustafa bize yaktıkları 2 ton odundan, ateşlerden bahsettiler. Mustafa vadinin en güzel manzarasındaki mekanını anlattı. Sonra kendimizi daha tanışalı bir saat bile olmamiş Duygu ve Barış’ı arabamıza davet ederken, Mustafa’nın arabasını takip edip ıssız vadiye doğru giderken bulduk..

Vadinin tepesine vardigimizda diger arabadan ışıklar yanıp sönüyordu. Başladı Düğün&Dernek  filmindeki adamların aksaniyla hikayeye “Ben her hafta diskoya giderim, etrafimdakileri de toplar gotururum. Discoda en az 300 Tl harcarim. Onun yerine Fifty Fatih’e gittim. Dedim 10 kere discoya gitmek yerine bana bi ses sistemi yap, bir de isik. fifty fatih bunu yapti. Ben de artik viskimi araba iciyom” Arabadan gumbur gumbur Vurur yuze ifadesi calarken, Duyguyla birlikte hayretler icerisinde bu tuhaf siveli adami seyrediyorduk. Cenap abi gelse de atesi yaksak derken, bir telefon geldi. Sonrasinda Kapdokya karakolundan Cenap abiyi ve ehliyetini almaya gittik. Tolga ve Baris daha yeni tanismis bu ikili, bir kac saattir tanidigi fireman icin oradaydi.

Odaya geri döndüğümüzde vay be bunlar gercek mi neredeyiz diye tekrar sorguladik. Baska ruyalar gormek uzere uykuya daldik..

Ertesi sabah 5.30’da alarmim caldi. Ise giderken bile bu kadar erken uyanamayan biz. 15 dakika icinde ne kalin kiyafetlerimizi giyip avluya ciktik. Havuzlu terasta elimizde tripod, gopro ve kamerayla hazirdik. Balonlarin gelisini karsilamak icin 7 yasindaki cocuklari olan bir aile ve biz sabahin bu erken saatinde oradaydik.

Once bir tanesini havalandi, digerlerine onculuk ediyordu. Rengi soluk bir gri, alti kirmizili olan bu balonu yine ayni soluk gri ama alti mavi olan bir balon takip etti. Ardindan sirayla birer birer tum balonlar havalandi. Kucuk, herbirinde ayni heyecanla cigliklr atip el salliyordu. Sandalyeyi kenara cekip keyifle balonlari seyre daldim. Kus surusu gibi bu rengarenk balon göçünü izlemek çok keyifliydi..
kapadokya-urgup-goreme-uchisar-peribacalari-guvercin vadisi

Ertesi gün biz de balona binmek istedik, ancak rüzgar sebebiyle tüm seferler iptal olmuştu. Hic üzülmedim.

Avanos, Kapadokya

Uykulu gozlerle odaya donup tekrar uykuya daldik. Ikinci gun programimiz kabarikti. Peri bacalari gezilecek, canak comlek yapilacak, sarap tadimina gidilecek, gun batimi izlenecekti. Hepsini de birer birer hakkiyla yaptik. Canak comlek yapiminin hikayesini eski bir comlek ustasindan dinledik. Avanos’ta her erkek mutlaka comlek yaparmis, her kiz da mutlaka kilim dokurmus. Bundan mutevellit her evin icinde 2 imalathane varmis. Bir kat comlekci, ikinci kat halici. Yani 100 ev 200 isyeri var. Hatta bunu gelenek haline getirmisler. Kilim dokumayan kizi kimse almazmis, bu yuzden istemeye geldiklerinde mutlaka bir kilim gosterirlermis. Ilmigi azsa kiz sabirsiz demekmis, almazlarmis. Kizi vermeden once de erkege camur verirlermis, bundan canak comlek yap derlermis. Erkek kolay olsun diye ben size vazo yapayim demis. Onlar da once vazonun kapagini yaptirmislar. Sonra da altini. Eger kapk vazoya uymazsa, kizi alamazmis.

Neyse ki orada degiliz, benim kilimim yok Tolga’nin da comlegi..

Turasan Şarap fabrikasının görkemli kapısından gecince karsinizda 28 çeşit sarabi goruyorsunuz. Kucuk bardaklarda istediginizi tadabilirsiniz. Biz de hemen bir tadima basladik, o mu bu mu derken hem en sevdiğimiz Misket sarabini, hem de kendi en dogal hallerimizi bulduk. Oyle bir tatli mayhos halde, sicak sarap malzemelerini ve odadaki 28 saraptan 5’ini alip dunya mi daha guzel donuyor biz mi diyip Kizilvadi’ye gittik.

Peri bacalarina karsi elimde pembe gozluk yerine pembe sarapla bugunun de batisini, gunesin pembe tonlarini seyredalarak batirdik.

Kapdoktata gelip tesi kebabi yemeden donulmez dediler. En guzel neresi yapr diye aratirip Nostaljiye gittik. Iceriden Ben Affleck kopyasi Türkçe’yi zor konusan tek bir garson etrafimizda uzerleri beyaz dante islemeli ortulerle 6 masa. Cam kenarindaysa biz vardik. Testilerin icerisinde etler geldi. Garson tokmagi Tolgaya uzatti. “Tak” tek bir vurusla tolga testiyi kirdi. Lezzeti hala damagimizda olan etleri yedik.

Derinkuyu

Pazar gunu son gunumuzdu. Donus rotamiz belliydi. Derinkuyu‘da Akdeniz Restoranda kebap yerken Facebook sayfalarina ciktik. Artik derinkuyuda birer unluyuz. Ustanin da tarifiyle caminin yanindaki yerden yer alti sehrine indik. Ramazan amca bize tum yer alti sehrini gezdirdi. Binlerce yil once savastan kacmak icin burada aylarca yasamis onca insani, okullarini siniflarini mutfaklarini ahirlarini gorunce tuylerim diken diken oldu. Daracik merdivenlerden ben bile zor sigarken yerin 55 metre altina indik. O kadar derinde kalbim hizla atmaya basladi. Tum bu yasanmisliklar, orada yasanan asklarin etkisiyle heyecanim artti. Sarildim. Elele tutusup tekrar yukari ciktik. Disari cikip gunesi tekrar gordugumde derin bir nefes alip tum hucrelerim hissedinceye kafar nefesimi icimde tuttum.

Derinkuyu’dan 50 km yol gidip, Ihlara Vadisine vardik. Yesilin her tonunu, sariyla birleIip kahverengiyle butunlesmis halini gorduk. Nehir kenarinda oksijenden kafamiz guzel oluncaya kadar yuruduk.. Bu tatilin son uzun yurusunu Belisirma’da yaptik.

Simdi donus yolundayiz. Arkamizda yine binlerce ani, tanistigimiz yepyeni karakterler. Biz, yine ikimiz. Yine bir hikayemiz.. Kapadokya hikayemiz..  Baska ne diyebilirim ki; keyifliyim.