30 yaş.

30 yahu az buz değil; ortalama bir Turk insanının ömrünün %38’i.

Sanki yeni bir IOS sürümü gelmiş gibi. 1.0, 1.1, 1.2 bunların hepsi güncelleme de, 2.0 olunca başka bir sürüm geliyor, 3.0 olunca daha da iyisi sanki.

Bu sürümde ne yapmak istediğinden tam olarak emin olamasan da ne yapmak istemediğinden emin oluyorsun.

Hayatının sonuna kadar çalışmayacağını, 50-60 yaşlarında da olsa bir noktada iş hayatını bırakacağını farkediyorsun. Bunu farketmenle birlikte nelerden gerçekten zevk alıyorum, nelerin peşinden gidersem daha mutlu olurum diyorsun, gerçekten olman gereken yerde olup olmadığını sorguluyorsun.

Canın o anda orada olmak istemiyorsa, oradan gidebiliyorsun. Kimseye hesap vermek zorunda değilsin. 20li yaşlardaki gibi anne babandan izin alman gerekmiyor. O hatayı hata olduğunu bile bile yapıyorsun. Her tutumunun her davranışın sonuçlarının seni nereye götürebileceğini biliyorsun. Medyumlaşıyorsun bir bakıma, bundan mütevellit kimsenin sana gelip  günah çıkarmasına gerek kalmıyor. Sen zaten bir bakışınla anlıyorsun.

Zamanın önemi hayatında daha bir yukarılara yükseliyor. İnsanın yaşıyla doğru orantılı olarak dönüyor dünya, ne kadar yaş aldıysan aslında o kadar hızlı duyuyorsun saatin tik tak seslerini. Bir bakıyorsun Pazartesi bir bakıyorsun Cumartesi oluyor. Hep birşeylerin “ertesi”

Yüz hatların yerine oturuyor, eskiden dedemin deyimiyle maymun poposuna benzeyen o kırmızı rujun artık yüzüne ayrı bir seksi hava katıyor. Seviyorsun kozmetik ürünlerini. Daha güzel bir dudak daha parlak bir cilt için tüm kazandıklarını vermeye hazırsın.

Gerçekleri daha iyi görüyorsun. Etrafında daha çok ses var, daha çok kişi sana akıl vermeye fikirlerini yönetmeye çalışıyor ama sen en doğru sesin iç sesin olduğunu biliyorsun. Bir de ilk verdiğin kararın her zaman doğru olduğunu.

Kadın olduğunu hissediyorsun. Erkeğine verebileceklerini ve onu nasıl mutlu edeceğini biliyorsun. Arabalar olan sevgiyle sana olan sevgisinin farkını idrak ediyorsun. Bir de hiç bir şeyin kalıcı olmadığını, etrafındaki herkesin bir gün başka bir dünyada olacağını anlıyorsun. Ölüm, senin için eskisi kadar uzak bir kavram olmuyor.

Kaybetme korkusu ağır basıyor, annene daha bir düşkün oluyorsun. Onu daha çok arıyorsun, daha çok paylaşıyorsun. Anneni, anlıyorsun.

Neyi yaşamak istiyorsan onu yaşıyorsun, bugüne kadar hangi fırsatlraı kaçırdığını ve onları kaçırmasan neler olacağını tahminliyorsun. Başkalarını istediğini değil, kendin o an  onu istediğin için yaşıyorsun. Her şeyi yapamayacğını biliyorsun. İstediğin her şeyi yapabileceğini de biliyorsun. Sen yeter ki iste.

Şarkıların anlamları değişiyor, yıllardır dinlediğin sözlerin eş anlamlarını, eş olmanın anlamını öğreniyorsun. İnsanlara hiç güvenmemen gerektiğini bilsen de aslında tam olarak kimlere güvenebileceğini biliyorsun. Güveniyorsun. Daha az kaybediyorsun. Daha çok kazanıyorsun.

Yolda gördüğün bir arkadaşına “mutlaka bir ara görüşelim” dediğinde görüşemeyeceğini artık kesin olarak biliyorsun. En yakın arkadaşını da kaybetmemek için her şeyle savaş vereceğini de biliyorsun. Olması gereken insanlar senin yanında kalıyor, o binlerce arkadaştan sadece gerçekten yanında olmayı hakedenler kalıyor.

Hırsların değişiyor. Ondan daha iyi olmalıyım, bu yaşıma kadar bunları mutlka tamamlamalıyım dediğin anlar bitiyor. Hayattan daha çok zevk almak için hırslanıyorsun bu sefer.  Zaman elbet geçecek, ben geçmeden bitmeden ömür nasıl daha iyi yaşarım diye hırslanıyorsun. Yaşlandığını farketmişsin bir kere, daha da yaşlanacağını anlıyorsun.

Liseden mezun olalı 10 yılı geçmiş, lise heyecanı geride kalmış. O günlerden bugüne baktığında 10 yıl sonra, 30 yaşında nerede olurum dediğin checklistini tamamladıysan ne ala ama tamamlayamamışım diyorsun.

Herkesin bir sırrı olduğunu anlıyorsun. En yakınındakilerin bile aslında senin bilmediğin bazı olayları bildiğini ama onu seninle paylaşmamları gerektiğini de biliyorsun. Paylaşmaları senin için önemli olsaydı, zaten paylaşırlardı.

Bazen daha sabırlı bazen de daha aceleci oluyorsun. Artık eskisi gibi bağırarak kavga edemiyorsun. Susuyorsun, daha çok susuyorsun ve anlıyorsun. Anlamaya gayret ediyorsun tüm bu olanlar neden oldu.

Aşkın anlamı değişiyor. Saygı, tutku apayrı bir boyuta geçiyor. Aşık olduğunu hergün hissediyorsun. Ama delice değil, bu sefer dahice aşık oluyorsun. Ve gerçekten aşık olduğunda, tüm benliğini veriyorsun. Geri almak istemiyorsun. Karşılık beklemiyorsun.

Hem çok şey bildiğini biliyorsun, hem de daha öğrenecek çok şey olduğunu. Şaşırmıyorsun, alnında çizgiler oluşmasın diye mimik yapmak istemediğin için değil de hayat seni artık şaşırtmadığı için.

Bir sabah uyanıyorsun, bu hisler içerisinde 30 oluyorsun. Bu sabah ben 30 oldum. Daha yapacak çok şeyim var, yaşayacak çok anım. Mutlu, musmutlu günlerim ve hüzünlerim. Hepsinini zamanı gelince olacağını, beni bulacağını biliyorum. Hak ettiğim hak ettiğim anda hak ettiğim şekilde beni bulacağını da..

Coco Chanel’in de dediği gibi “Bir kadın hakettiği yaştadır.”